Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2012 Perşembe

Zulmü Alkışlayamam

Zulmü Alkışlayamam

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!...
-Boğamazsın ki!
-Hiçolmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördümmü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?

Mehmet Akif Ersoy


10 Ağustos 2010 Salı

Sende Deniz misin be Marmara


Sen de denizsen Marmara
Otur hesapla bak, üç kere daha denizim senden
Ama bana deniz diyen yok o başka dava
Sarıyer'in oralarda mavi bir nokta yok mesela
Tuh ki atlaslara falan da gecmez adim
Sen de deniz misin be marmara
Senin istanbulun okula gider mi
Çocuk felci nedir bilir misin
Adalarindan herhangibirin bile kara midir bahti
Sen de deniz misin be marmara
Hic kizip kopurme ama
Hic deniz gormesek yutardik belki marmara
Yani iki bogaza bakiyorsun diye
Deniz diyolarsa sana
Canina okurum ben boyle isin
Ben evde alti bogaza bakiyorum
Hemde ay ortasi biten bi maasla

Kızıp köpürme ama
Hiç deniz görmesek yutardık belki marmara


Akgün Akova


Ceyhun Yılmaz'ın sesinden dinlemek isteyenlere



Onlar Sizin Cocuklariniz Değil


Çocuklar
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır
Bedenlerini tutabilirsiniz ama ruhlarını değil
Çünkü ruhlar yarındadır
Siz ise yarını düşleriniz de bile göremezsiniz
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ileride atılmış oklar
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü o okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever
Halil Cibran

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Ölü Çocuklar Sınıfı


Tanık olmak kurban olmaktan daha zor bazen…

Eli kolu bağlı oturmak öylece…

Çaresizliğin doruğuna çıkmak…

Gözlerinden süzülen yaşların yangını söndürmeyeceğini bile bile seyretmek alevleri…

Bir çocuğun parçalanmış kafatasından beynini izlemek sonra...

Bitmek bilmeyen bir korku filmini, her seansta daha da artan kanlı sahneleriyle ezberlemek…

Gözlerimiz fal taşı gibi açık…

Sinemanın en ön koltuğundayız, üstelik film üç boyutlu…

…

Sahneler birbirine ekleniyor…

İki parmağı kopmuş bir genç, en fazla 14 yaşında…

Şifa Hastanesi’nin orta yerinde yatıyor.

Parçalanmış elinin şahadet parmağı havada…

İzlemeye devam ediyoruz…

Sessiz tanığıyız tarihin şimdi…

Hastanede yatak kalmadığı için çöp kutusunun yanına yatırılan çocuğun son anlarını,

Kanlar içinde çığlık atan bebeklerin aldığı son nefesi,

Ambulanstan indirilirken, parçalanmış bedenine dehşetle bakan genci,

Çocuğunu elleriyle kefenleyen anneyi,

Morgda kızlarının soğumuş bedenlerini öpen babayı,

Kardeşlerinin ölümünü anlatan 13 yaşındaki ablayı,

Ölü sandığı oğlunun yaşadığını öğrenip yoğun bakımda secdeye kapanan kadını,

Çocuk parkında vurulan pembe tişörtlü kızcağızı izliyoruz sessizce…

Ve sıra okul bahçesinde vurulan çocuklara geliyor.

…

Bakın, sıraya girmişler bahçede,

Beden eğitimi dersi mi bu?

Neden beyaz giymiş hepsi?

Ne sessiz bir sıra…

Hiç gürültü yok, oysa okul bahçeleri cıvıl cıvıl olur benim bildiğim.

Hababam Sınıfı gelir akla okul denince…

Öğretmenler çocukları sıraya sokmak için uğraşır durur…

Yaramazlıklarına yaramazlık katar bazıları…

Kızlar uslu, erkekler haylazdır genelde.

Ama bu çocuklar farklı.

“Ölü Çocuklar Sınıfı”nın son dersi bahçedeki…

Hayatlarının son dersi için bir aradalar…

Bu kez öğrenci değil, öğretmen olarak.

Vahşetin ne olduğunu öğretiyorlar beden diliyle…

Acımasızlığın…

Gözü dönmüşlüğün…

Duyarsızlığın…

Çaresizliğin…

İsrail olmanın ve Filistinli doğmanın anlamını öğretiyorlar…

Küçük profesörler onlar…

Açken ölmenin ne olduğunu en iyi onlar biliyor…

Füzelerin binalara düşerken nasıl ses çıkardığını…

Şarapnel parçasının nereyi daha çok acıttığını…

Okul bahçesindeki asfaltın sıcak mı soğuk mu olduğunu bildikleri gibi…

Özenle taradığı saçları kana bulanan bir tek onlar var içimizde…

“Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler” desem kızaralar mı bana…

Şekerin tadını mı sorarlar yoksa?

İşte birinin annesi…

Elleri havada, bir başka soru soruyor...

“Bu çocuklar size ne yaptı? Neden vurdunuz bu çocukları?”

Biz izlemeye devam ediyoruz.

…

Şimdi “Şahidiz Ya Rab”…

Küçük şehitler sınıfı son dersten 100 tam puan aldı.

Bizse, bütünlemede geçebilmek için rahmetine muhtacız bugün…

Hiç olmadığımız kadar çok…



Semanur Yaman

1 Haziran 2010 Salı

99 Esma


Allah(cc)!!!!Sensin Allah(cc) sanadır kulluğum

Sendedir çarem seninledir varlığım

Seni arar ruhum seni anar kalbim

Başkasına değil sana muhtacım

Başkasını değil seni çağırırım

Başkası yaratılmıştır sen yaradansın

Başkası devamsızdır sen daimsin ve daim eyleyensin

Başkaları muhtaçtır sen ihtiyaçsızsın ihtiyaçları görensin

Başka ilah yok sen Allah(cc)’sın

Sen ki eşi benzeri olmayansın

Sen ki bütün eksiksiz sıfatların sahibisin

Cemaline çevir yüzümü başkasına rağbet ettirme kalbimi

Ya Rahman!

Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olur

Rahmetinden bir parıltı sonsuz mutluluğumdur

Rahmetinin bir damlası herkesin rızkına kefil olur

Şu çorak gönlüme merhametini indir

Şu fani ömrümü sonsuzluğa eriştir.

Ya Rahim!

Öylesine rahimsin ki kulağını sözüme muhatap eylersin

Aklıma vahyinle tenezzül edersin

Öylesine Rahimsin ki istendiğinde zaten verirsin

İstenmediğinde de lütfedersin

Öylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsin

Hak etmeyene bile çok bahsedersin

Öyle Rahimsin ki dünyayı bu kadar güzel eylersin

Ahireti ondan daha güzel eylersin

Ya Rabbi! Korkudan emin eyle beni

Hüzünden azad eyle kalbimi

Ateşten uzak eyle beni

Hicrana düşürme kalbimi

Ya Vehhab!

Yokluğa sırf yok olduğu için varlık bahşedersin

Nankörlerin bile rızkını kesmez inkar edenlere bile nefes verirsin

Varlığım senin lütfundur senin ihsanındır

Aciz varlığıma lütfunu ihsanını daim eyle

Ya Rezzak!

Hazinende yok yoktur ol dersin her şey olur

Yarattığın her canlının rızkı senin katında saklıdır

Vahyin mümin kalplerin selin akılların rızkıdır

Ya Rabbi! Sana muhtaç olmak en büyük zenginliğimdir

Senin fakirin eyle beni

Senin verdiğinle doymak en büyük lezzetimdir

Sofranda ağırla beni

Ya Melik!

Kimsenin kimseye fayda vermediği gün hüküm senin

Gökler yarılırken sahibim sensin

Yıldızlar dağılırken sahibim sensin

Varlığım bana ait değil varım yoğum senin

Elimde olanlar benim değil sahiplendiklerim de senin

Yokluğa düşürme beni an senin

Darlık verme kalbime mekan senin

Ya Kuddüs!

Sensin kuddüs kutsiyet sendendir bundan öte laf olmaz

Sen dilemezsen hiçbir şey pak sayılmaz

Gönlüm sana yönelmedikçe saf olmaz

Kanımı her nefeste temizlediğin gibi nefsimi arındır pak eyle

Temizlenenlere muhabbet edersin gönlümü muhabbetinle temizle

Ya Selam!

Sensin selam sendendir selam

Emrini dinler ateş ki İbrahim(as) için serin ve selametli olur

İbrahim(as) gibi dostluğuna kabul eyle beni

İbrahim(as) gibi ateşi gül eyle tenime

Gül gibi ateşten çiçekler açtır ruhumda

Selamını şebnem gibi dokundur kalbime

Ya Mümin!

Sen hidayetini göndermezsen kalpler nasıl mutmain olur

Sen kalplere itminan vermezsen kim inandığından emin olur

Sen inandırmazsan kim mümin kalır

Revamın tuzağına düşürme beni nefsimin diline bırakma beni

Öyle mümin eyle ki beni pişmanlıklarım beni sana döndürsün

Ya Müheymin!

Sensin gariplerin sığınağı

Sensin kimsesizlerin dayanağı

Sensin hakkı himaye eden

Sensin aklımı aldanışlardan kollayan

Sensin ayağımı tuzaklardan kurtaran

Sen ki zayıfları kuvvetlilerin şerrinden himaye edersin

Mazlumların hakkını zalimlerden almayı vaat edersin

Sen ki benim en küçük¸ en önemsiz¸

En gizli arzularımı da bilir bana merhamet edersin

Nefsimin aldatmalarına kanmaktan koru beni

Aşağıların aşağısına yuvarlanmaktan koru beni

Ya Aziz!

İzzet senindir sendendir izzet

Sen dilersen kimse zillete düşmez

Sen vermezsen kimsede izzet kalmaz

Kalbim yalnız sana kanar

Yakınlığınla aziz eyle kalbimi

Ruhum yalnız seni arar

Huzurunla aziz eyle ruhumu

Halim yalnız sana aşikar

Başkalarının yanında rezil etme beni

Ya Cebbar!

Sen ki mağrurları gururlarına esir eylersin

Sen ki kibirlenenlerin boynuna kibirlerini tasma eylersin

Sen ki zor kullanıp zulmedenleri vicdanlarının pençesine hapsedersin

Bir sineği vasıta eyle de Nemrutlardan kurtar beni

Bir asayı vesile eyle de firavunlara galip getir beni

Ebabilleri gönderde Ebrehelerin fillerinden koru kalbimi

Nefsimin beni isyana zorlamasına izin verme

Aklımın beni saptırmasına geçit verme

Hep itaat üzre sabit kıl beni

Ya Mütekebbir!

Ben acizim sen Kadir’sin

Ben fakirim sen Rahim’sin

Ben ölüyüm sen Hayy’sın

Ben çaresizim sen Ehad’sın

Ben muhtacım sen Samed’sin

Ben sağırım işiten sensin

Ben körüm gören sensin

Ben dilsizim konuşan sensin

Ben yaratılıyorum yaradan sensin

Ben yokum var eden sensin

Ben hiçim ama emellerim büyüktür

Ben yoksulum ama isteklerim çoktur

Ben isterim çünkü sen büyüksün

Şahit yaz büyüklüğüne bu küçük kalbimi

Ya Halk!

Sen ol deyince her şey oluverir

Ol de olayım yarattıklarının arasında kalayım

Halk ettiğin gibi ahlaklanayım

Sen yarattın diye güzel olayım

Hep en güzel kıvamda kalayım

Ya Musavvir!

Yokluğa varlık suretini giydiren sensin

Hiçliğe varlık boyasını çalan sen

Güzeli güzel kılan ancak senin tasvirindir

Sen ki yüzümü benim için biricik sevdiklerim için tanıdık eylersin

Katında makbul olan güzellikle tasvir eyle suretimi

Ya Gaffar!

Gizli düşmanlıklarımı bilen sensin

Gözyaşlarıma değer veren sensin

Bilirim rahmet denizini bulandıramaz cümle günahlar

Rahmetinle arındır bağışla beni

Ya Fettah!

Damla kadar da olsa sevabım lütfeylede cennetini aç bana

Şaşkında olsa aklım kerem eyle de sana gelen yolları aç bana

Ya Alim!

Senin için bilmenin başı yoktur

Ben ancak sonradan bilirim

Senin bilmediğin bir an yoktur

Ben ancak bazen bilirim

Sen açık edip söylediğimi de bilirsin

Sen susup kendime sakladığımı da bilirsin

Unutup kendimden sakladığımı da bilirsin

Kendi kuyularıma aklımın iplerini salarım

Kendime aklım ermez sen beni benden çok bilensin

Kalbimin kuytularında el yordamıyla dolaşırım

Kendime kendim yetmez sen bana benden çok sırdaşsın

Bildiğimi bilenlerden eyle beni bilmediğimi bilenlerden eyle beni

Sana malum olan ayıp ve kusurlarımla utandırma beni

Ya Kabıd! Ya Basıt!

Dara düşürürsün genişlik verdiğinde şükretmeyeni

Genişletirsin dara düştüğünde de şükredeni takdir senindir

Ya Rabbi! Sen ki imkansızı mümkün kılarsın

Darda koyma beni dara düştüğümde de şükredenlerden eyle beni

Sen ki asılları yanında tutarsın gölgede bırakma beni

Ya Hafid!

Öyle Hafid’sin ki yokluğa yuvarlarsın varlığıyla gurura düşeni

Öyle Hafid’sin ki zillete düşürürsün kendisini yücelteni

Gururdan azad eyle nefsimi zillete düşürme kalbimi

Ya Rafi!

Secdelerimle sultan eyle beni

Kulluğumla şereflendir beni

Katında rütbelendir beni

İyiler arasında an beni

Yükseklere al beni

Ya Muizz!

İzzetim varsa ancak senin verdiğin kadardır

Yalnız sana itaat etmenin izzetini ver bana

İzzetine ayine et fakiri

Ya Müzill!

Sana boyun eğişim en tatlı sevincimdir

Senin kapına gelmeyen sonsuz çaresizlikler içindedir

Sana muhtaç oluşum en büyük şerefimdir

Cevapsız bırakma beni

Ya Semi!

Yare açık yare yare açmaya yare ne hacet

Feryadım duyulur aşikare dile dökmeye ne hacet

Güllerim döndü hare hare küsmeye ne hacet

Dil avare dudak bi çare parelenmeye ne hacet

Ya Basir!

Körüm körlüğüme bile

Körüm gördüğüme bile

Körüm gösterdiklerine bile

Vaat ettiğin cennetine bile körüm

Senin görmenle görür cümle gözler

Aç gözlerimi

Ya Hakem!

Sen ki varlık ağacını yokluğun karanlık köklerinden çıkarıp vücuda getirensin

Sen ki kalbimi bir nutfe gibi rahmetini rahminde besleyip büyütensin

Kalbime değen sızıları ince ince söz eyle

Yüzüme değen gözyaşımı damla damla rahmet eyle

Dudağıma değen heceleri deste deste dua eyle

Ya Adl!

Sensin zulme uğrayanların dayanağı

Sensin mahzun kalplerin sığınağı

Senin adaletindir sığındığım senin nizamındır güvendiğim

Nefsime zulmetmekten koru beni

Adaletine razı eyle nefsimi

Eğrilmekten koru kalbimi

Rızana göre ölçülendir beni

Mizanında güzel eyle akıbetimi

Kolay eyle sorgu sualimi

Hesap verme inceliğiyle yaşat beni

Zulmetmekten uzak eyle beni

Zulme uğramaktan koru beni

Ya Latif!

Senin hükümlerin her şeyin her haline inceden inceye nüfuz eder

Hükmüne razı olmayı lütfet bana

Lütfunu hakkımda hükmün eyle

Hükmünü hakkımda latif eyle

Ya Şükür!

Sen ki bana iman verdin dalalette bırakmadın

Bense sana şükrümde hep eksik yetersiz kaldım

Şükrünün lezzetini her dem tattır kalbime dilime

Şükredebilmek bile senden gelen bir nimettir

Bu nimetin şuuruna erdir fakiri

Ya Aliyy!

En güzel sıfatlar bile seni nitelemeye yetmez

Senin lütfunun şulesidir bütün güzel sıfatlar

En mükemmel vasıflar bile seni vasfetmeye yetmez

Senin cemalinin gölgesidir bütün mükemmel vasıflar

Sen her türlü tasavvurun ötesindesin

Sen her türlü hayalin üzerindesin

Sıfatlarına hayaller erişemez yüceliğine akıl sır ermez

Senin lütfunla ulviyet kazanır alemler

Senin tenezzülünle mertebeler kazanır insan¸ cin ve melekler

Aczime yüce kudretinle medet eyle

Fakrıma ulvi yakınlığınla imdat eyle

Sen ki içimin içinde olup bitenleri bilirsin yakınlığına al beni

Sen ki yüceler yücesisin senden başkasına boyun eğdirme beni

Ya Kebir!

Cümle efkar dar kalır senin kibriyanı anlamaya

Cümle sözler sığ kalır senin büyüklüğünü anlatmaya

Bir seni büyük bilenlerden eyle beni

Büyüklüğünü bilmekle genişlet fikrimi

Kibriyanı anlayacak akılla donat beni

Celalini görmekle genişlet kalbimi

Ya Hafiz!

Hıfzının hazinesinde alem bir noktadan ibarettir

Hıfzının ayinesinde ay ve güneş sönük bir parıltıdan ibarettir

Bahar kışa döner bir gün gün akşama çıkar

Sabahlar sendendir koru beni sabaha eriştir

Yıldızlar söner bir gün dağlar yerinden oynar

Gökler senindir koru beni kapına yetiştir

Göklerde ölür bir gün yer yerinden oynar

Her yer senindir koru beni menzile eriştir

Kuşlar dağılır bir gün denizler kaynar ufuklar senindir

Koru beni ötelere eriştir

İsmim unutulur bir gün sesim boşlukta çınlar

Yakınlıklar sendendir

Koru beni yakınlığına eriştir

Defterim açılır bir gün günahlarım çok tutar

Takdir senindir koru beni affını yetiştir

Sözüm biter bir gün sessizlik uzar kelam senindir

Koru beni müjdeni yetiştir

Ya Mukit!

Sen ki herkesin her ihtiyacını her an görüp gözetirsin

Sana ayandır her türlü niyet ve hareketim

Sen ki sonsuzluk istediğini kalbime ilham edersin

Sana malumdur bütün dualarım ve isteklerim

Sen ki zayıf ve acizleri yetim ve yoksulları kollayıp gözetirsin

Sana aşinadır acizliğim ve yetimliğim

Sen ki öncelikle yoksullara keremde bulunmayı seversin

Sana aşikardır sevapça yoksulluğum ve eksikliğim

Niyetlerimi güzelleştir ihlasa eriştir beni

Ömrümü ebede bitiştir cennetine yerleştir beni

Yoksulluğumu rahmetine ayine eyle başkasına el açtırma

Günahlarımı gufranına bahane eyle yüzümü kara çıkarma

Ya Hasib!

Emellerim hesaba gelmez arzularım sayıya dökülmez

Defterimden yanlışlarımı çıkar ki hesabım kolay olsun

İhtiyaçlarımın en küçüğüne hayallerimin hiçbirine elim yetişmez

Kalbimin sızılarını topla ki hesaba gelir bir duam olsun

Ya Kerim!

Ya Rabbi! Kereminle güzel eyle her halimi

Kereminle sevindir kalbimi

Sen ki en çok acizlere ve zayıflara ikram eylersin

Sen ki hiç sebepsiz hiç hesapsız kerem eylersin

Sen ki bir avuç tohumda bir bahçenin ağacını saklarsın

Cennetine al hiç bitmeyen ikramına eriştir beni

Kerem et bu acize az sevabını çok eyle

Ya Rakib!

Ömrümün her anında seni anmak dilerim

Lakin halim el vermez unuturum

Kalbime zikrini yerleştir uyandır beni

Ölüm anımı seni anarak yaşamak isterim

Lakin mecalim yetmez susarım

Dualarımı katına eriştir yandır beni

Hesap günü seni razı etmeyi arzu ederim

Lakin sevabım yetmez korkarım

Yaptıklarımı hayra eriştir iyilerle andır beni

Ya Mücib!

Arza hacet yok halim sana ayandır

Söze gerek yok sessizliğim sana beyandır

Ya Vasi!

Varlık sensiz darlanır

Ya Vedud!

Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için bakar yüzler yüzlere

Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için güneş doğar günlere

Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için baharın gelir her yere

Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için kelamın değer dillere

Ya Mecid!

Yakınlığın ulviyetine engel değil ki

Bana akla hayale gelmez güzellikler bahşedersin

Ulviyetin yakınlığına engel değil ki

Bana benden de yakın olduğunu her daim söylersin

Ya Bais!

Zerrelerimi topla bir bir dağıldıklarında

Hayat ver yeniden onlara ulaştır en sevdiklerimin yanına

Ya Şehid!

Seni görür gibi yaşamak en güzel haldir

Senin gören olduğunu görmek en güzel tecellidir

Ya Hakk!

Ancak sana yönelmek kuluna haktır

Kıblenden saptırma beni

Ancak sana edilen dualar kuluna haktır

Mahrum bırakma beni

Ancak senden dilemek kuluna haktır

Sahipsiz bırakma beni

Ancak sana dayanmak kuluna haktır

Çaresiz bırakma beni

Ancak sana varan yollar kuluna haktır

Yoldan çıkartma beni

Her şeyden çok seni sevmek kuluna haktır

Yetim bırakma beni

Bela hakkımdaki hükmün haktır

Ya Rabbi hak ettiğimle değil lütfunla ağırla beni

Ya Vekil!

Aczimi sana şefaatçi ederim

Kudretini dayanağım eylerim

Fakrımı sana elçi ederim

Rahmetini sığınagım eylerim

Ya Kaviyy!

Aczimi bilip dergahına geldim

İyyakenagbudü ve iyyakenestain

Fakrımı bilip senden istedim

İyyakenagbudü ve iyyakenestain

Havl senindir kuvvet senin

Kavi olan ancak sensin

Ya Metin!

Demir emrinle parçalanırken nefsimin elinde bırakma beni

Dağlar sana boyun eğmişken şeytanın aldatmacalarına kandırma beni

Denizler izninle yarılırken sebeplerin arasında oyalama beni

Dilim sana içtenlikle yakarırken sözlerimden fazlasıyla anla beni

Ya Veliyy!

Sana tevekkül ettim vekilim sensin

Sana iman ettim sahibim sensin

Sana sığındım sırdaşım sensin

Sana güvendim veliyyim sensin

Sana bağlandım dostum sensin

Sana tutunuyorum bütün varlığımla

Kimsenin yere yıkmasına izin verme beni

Ya Hamid!

Hamid sensin hamd sanadır

Diller senin hamdinle tatlanır

Her nefes sana minnetle verilir ve alınır

Sana sonsuz övgümü biricik övüncüm eyle

Minnet altında ezdirme kalbimi

Ya Muhsi!

Hadsiz acz ve zaaf içindeyim

Düşmanlarım pek yaman incitenim sayısızdır

Sana şükrüm yetersiz arzularım hesapsızdır

Fıtratımın diliyle yalvarıyorum dualar ediyorum

İsteyenlerin ve istenenlerin sayısını bilen ancak sensin

Kalbime yoldaş eyle merhametini

Ya Mübdi!

Sen ki her şeyi misilsiz ilkin yaratansın

Yaradışını her an yenileyen ve yeniden yaratacak olansın

Sevabımın yokluğunu rahmetine vesile kıl

Elemimin çokluğunu lütfuna sebep kıl

Günahımın bolluğunu affına bahane kıl

Ya Muid!

Yağmurun Şarkısı


Yağmurun Şarkısı

İki hurma ormanıdır gözlerin, seher vakti
Yahut iki balkondur
Mehtabın kendisinden uzaklaşmaya başladığı.
Bağlar yapraklanır gözlerin gülümsediğinde
Ve ışıklar dans eder
Nehrin üstündeki aylar gibi
Seher vakti bir küreğin ağır ağır dalgalandırdığı,
Ve sanki derinliklerinde yıldızların titreştiği.
Gözlerin batar şeffaf hüzünden bir siste
Bir deniz gibi, üstüne gurubun ellerini serdiği,
Onun içindedir kışın sıcaklığı,
Sonbaharın titreyişi,
Ölüm, doğum, karanlık ve aydınlık.
Alevlenir ruhumda hıçkırık
Ve yabanıl bir coşku, göğü kucaklayan,
Aydan korkan bir çocuğun coşkusu gibi
Sanki içiyor bulutları bulutun kemerleri...
Ve eriyor damla damla yağmurda...
Ve çocuklar kıkırdıyor bağlardaki çardaklarda
Ve yağmurun şarkısı gıdıklıyor
Ağaçlardaki kuşların sessizliğini
Yağmur
Yağmur
Yağmur
Esniyor akşam ve döküyor bulutlar
Ağır göz yaşlarını olabildiğince
Ve bir çocuk uykudan önce sayıklıyor
Annesinin mutlaka döneceğini
-Çünkü uyanmıştı bir yıl önce
Ve bulamamıştı onu,
Sorunca nerede olduğunu
Şöyle demişlerdi:
Yarından sonra yine geri dönecek-
Oysa fısıldıyordu oyun arkadaşları
Annesinin ölüm uykusunda olduğunu
Orada, dağın eteğinde;
Toprağından yiyip yağmuru içtiğini.
Ağlarını toplayan,
Sulara ve kadere lanet eden
Ve ay batımına şarkı söyleyen
Hüzünlü bir balıkçı gibi.
Yağmur, yağmur, yağmur
Yağmur, yağmur, yağmur.
Bilir misin nasıl bir hüzün verir yağmur?
Ve nasıl ağlar su kanalları, döküldüğünde?
Ve nasıl bir kaybolmuşluk hisseder
Yağmurda tek başına kalan?



Sonsuz- akan kan, aç insanlar,
Aşk, çocuklar ve ölüm gibi-
Yağmurdur bu.
Ve gözlerin dolaştırıyor beni yağmurla
Ve şimşekler siliyor körfezin dalgaları boyunca
Irak sahillerini
Yıldızlar ve istiridye kabuklarıyla,
Ve aydınlanmak istiyor sahiller
Fakat gece örtüyor üzerini
Kandan bir örtüyle.
Bağırıyorum körfeze:
"Ey körfez,
Ey inci, istiridye ve ölüm veren!"
Ve ses yankılanıyor bir inilti gibi:
"Ey körfez,
Ey istiridye ve ölüm veren!"
Duyabiliyorum neredeyse Irak'ı
Şimşekleri toplarken
Ve yıldırımları biriktirirken
Dağlarda ve ovalarda,
Ve böylece açtığında insanlar onun mührünü
Bir eser bırakmaz rüzgarlar
Semud kavminden, vadide.
Duyabiliyorum neredeyse hurma ağaçlarını
Yağmuru içerlerken,
Ve duyabiliyorum köyleri, inlerken,
Ve göçmenleri, mücadele ederken
Kürek ve yelkenlerle
Körfezin fırtınalarına ve şimşeklere karşı,
Şarkı söyleyerek
Yağmur... Yağmur... Yağmur.
Açlık var Irak'ta
Oysa saçar orada tahılı hasat mevsimi
Kargalar ve çekirgeler doysun diye
Ve öğütür tahıl ambarlarını ve taşları
Tarlalarda dönen bir değirmen...
Çevresinde ise insanlar.
Yağmur
Yağmur

Bedr Şâkir es-Seyyâb
Arapça'dan Türkçe'ye Çeviri: Kenan Demirayak